Patataz

Sözde bir yazardan, sözde bir yazı

Hükümet ve hükümet medyası, gerçek olmasını istemediği ve hoşlanmadığı her şeyin başına “sözde“ getirmeye başladı. Belki de hepimiz sözde bir evrende yaşıyoruz.

Yandaş medya mı, sözde Matrix filmi mi? Foto: dpa

Çocukken, tek kanallı siyah beyaz televizyonumuzun haber bültenleri dünyadaki bütün ciddiyetlerin billurlaşmış hâli olan haber spikerleri tarafından sunulurdu. Ve ilk kez o ciddi spikerlerin ağzından duydum şu lafı: “Sözde Ermeni Soykırımı“

Çocuk aklımla önce; aslında Ermeni olmayıp da “sözde Ermeni olan“ birilerinin soykırıma uğradığını düşünsem de “sözde“ denilerek soykırımın kastedildiğini, yani inkar edildiğini anlamam uzun sürmedi. Gerçi o sıralar zevzeğin biri “Eski devlet bakanı dediğinizde devlet eski gibi oluyor, o yüzden devlet eski bakanı diyelim,“ diye akıl vermiş ve TRT spikerleri isim tamlamalarının arasına sıfat sokuşturmaya başlamıştı. Niye “Ermeni Sözde Soykırımı“ demediklerini bilmiyorum.

Yani Ermeni Soykırımı diye bir şey olmamıştı. Ermeniler öldürülmemiş, sadece toplu olarak sürülmüşlerdi. Bazı Ermeniler öldürülmüşse de o kadar çok Ermeni ölmemişti. Dedikleri kadar çok Ermeni ölmüş olsa bile, aslında onlar neler yapmıştı neler… Hepsi bir şey yapmadıysa da ne belliydi yapmayacakları? Zaten hep hakkımız yeniyordu, milli maçlarda hakemler hep bize haksızlık yapıyor, her yıl büyük bir hırsla girdiğimiz Eurovision Şarkı Yarışması’nda komşu ülkeler birbirlerini kayırıp bize puan vermiyorlardı. Yine de “Sözde Eurovision Şarkı Yarışması“ denmedi hiçbir zaman. “Sözde“ kelimesi çok uzun zaman boyunca sadece Ermeni Soykırımı için kullanıldı.

Ta ki çeşitli Kürt örgütleri 1995 yılında Avrupa’da bir parlamento kurana dek. Elbette Kürt Parlamentosu diye bir şey olamazdı. Zaten Kürtlerin Türklerden ayrı bir halk olduğunu daha yeni kabul etmiştik, kalkıp bir de parlamento kurmalarına seyirci kalamazdık. Dolayısıyla haber bültenlerinde bununla ilgili haberler, “Sözde Kürt Parlamentosu“ diye geçti.

“Sözde“ akademisyenler, sözde sanatçılar, sözde hak savunucuları

Ama son yıllarda “sözde“ kullanımı hiç olmadığı kadar arttı. Hükümet ve hükümet medyası gerçek olmasını istemediği, hoşlanmadığı her şeyin başına “sözde“ getirmeye başladı. Bir akademisyen hükümeti mi eleştirdi? Hoop, “sözde akademisyen“ oluveriyordu. Beğenmedikleri sanatçılara “sözde sanatçı“, işlerine gelmeyen insan hakları örgütlerine “sözde insan hakları örgütleri“ dediler. Zamanında aldığı hapis cezası yüzünden Erdoğan’ı savunan insan hakları aktivistleri tutuklanınca “sözde insan hakları savunucusu“ oldular.

Bu “sözde“ diyerek yok sayma işini o kadar abarttılar ki kuruluş tarihini kutlayan PKK'nin “sözde kuruluş tarihi“ni kutladıkları söylendi. PKK diye bir örgütün hiç kurulmadığını mı iddia etmiş oluyorduk yoksa başka bir gün kurulduğunu mu, hâlâ anlamış değilim.

“Sözde“ sıfatı zaman zaman iyice kalp kırıcı, can acıtıcı oldu. Mesela askerlik yapan oğlunu, akrabasını kaybetmiş insanlar cenaze töreninde hükümeti suçladıklarında “sözde şehit yakını“ oldular. Kendi çocuklarını zorunlu askerlik hizmetinden kurtarmak için ellerinden geleni yapan siyasetçiler ise, çocuğunu kaybeden acılı insanlara “sözde şehit yakını“ diyebildi.

Sözde milletvekilleri, sözde gazeteciler, sözde hukuçular

Uluslararası ilişkilerimiz de bu „sözdelikten“ nasibini aldı elbette. Erdoğan’a göre Türkiye Cumhuriyeti’nin müttefikleri “sözde müttefikti, Mısır’da Müslüman Kardeşler diktasına darbe yaparak kendi diktasını kuran yeni yönetim de “Mısır’ın sözde yönetimi.

Örneğin ülkenin ana muhalefet partisi hangi hakla sözde milletvekillerinin ve sözde gazetecilerin hapiste olduğunu öne sürerek adalet yürüyüşü düzenleyebilirlerdi? Devletin resmi televizyonu bu eyleme “sözde adalet yürüyüşü“ dedi. Zaten sözde hukukçular da utanmadan savunmaya kalkıyordu tutukluları. Barış için akademisyenlerin “Bu suça ortak olmayacağız“ başlığıyla yayınladığı bildiri de “sözde barış bildirisi“ olarak kayda geçti.

Zaten Recep Tayyip Erdoğan için kendisine karşı olan herkes “sözde siyasetçi, sözde aydın“dı. Gülen cemaatinin yıllardır Türkiye’nin kilit noktalarına yerleştirdiği ve AKP iktidarı döneminde iyice palazlanan imamlar da elbette “sözde imam“dı.

Sözdelikten en çok nasibini alan Kürtler oldu

Ama bu sözdelikten en çok nasibini alan Kürtler oldu. HDP Diyarbakır’da bir müftüyü milletvekili adayı gösterdiğinde Erdoğan HDP’nin eşcinselleri de aday gösterdiğini özellikle vurgulayarak söz konusu kişinin “sözde müftü“ olduğunu ileri sürdü. Hem bir din adamı, müftü olacaksın hem de muhalefet partisi adayı; olacak iş mi?

Hatta yargı bile sadece AKP’ye oy veren Kürtleri Kürt’ten sayıyor olmalıydı ki savcılar iddianamelerinde, yargılanan Kürt siyasetçiler için “sözde Kürtler“ diyebildi. Erdoğan da Suriye’de IŞİD’e karşı savaşan en etkili güç olan PYD’nin kurduğu kantonlara “sözde devlet kurdurmayacağız“ diye karşı çıkıyordu. Yani devlet zaten kuramazlardı, kursalar kursalar en fazla sözde devlet kurabilirlerdi ama ona bile izin verilmeyecekti.

Bu bilgiler ışığında Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin aldığı bağımsızlık referandumu konusunda “Reis“ ve “Reis Medyasının“ ne dediğini tahmin etmek güç değil. Üstelik bu konuda sadece Erdoğan medyası değil, kimi“Erdoğan’a muhalif ama Kürtlere daha da muhalif“ gazeteler de aynı görüşü paylaşıyor.

Referandumun kendisi “sözde referandum, referandumda oylanacak bağımsız devletin sınırlarını gösteren harita “sözde harita, ilan edilecek bağımsızlık “sözde bağımsızlık“, devlet de “sözde Kürt devleti“ olarak tanımlandı. Bugün neticede oylamaya katılan halkın “sözde“ %92’si bağımsızlığa ‚evet‘ dedi. „Hayır“ diyen yüzde %8’in sözde olup olmadığını bilmiyorum.

Bir yandan bütün bunlar doğru da olabilir. Bugün yaşadığımız dünyanın bir simülasyon olabileceğini düşünen teknoloji zenginleri, ya da Matrix filmindeki gibi bir “sözde evrende“ yaşıyor olma ihtimalinin hiç de az olmadığını ileri süren bilim insanları mevcut. O hâlde belki de haklılar ve bunun farkına ilk varan da reis ve medyası oldu. İnsanlığı alıştıra alıştıra, zaman içerisinde aslında hiçbir şeyin gerçek olmadığını, yaşadığımız dünya ve içinde bulunduğu evrenin aslında “sözde bir gerçeklik“ olduğunu söylemeye hazırlanıyorlar. Tabii benim de sözde bir yazar olarak bu derin gerçeği anlamam pek mümkün değil.

Einmal zahlen

1978 Eskişehir doğumlu. 1996 yılından bu yana Pişmiş Kelle, Gırgır ve Alarm dergilerinde haftalık mizah yazıları yazdı. Yazı işleri müdürü olduğu haftalık mizah dergisi Uykusuz'a yazılarıyla katkıda bulunuyor. "Feriköy Mezarlığı'nda Randevu" ve "Cehennem Çiftliği'nden Kaçış" isimli iki kitabı var.

Das finden Sie gut? Bereits 5 Euro monatlich helfen, taz.de auch weiterhin frei zugänglich zu halten. Für alle.

Bitte registrieren Sie sich und halten Sie sich an unsere Netiquette.

Haben Sie Probleme beim Kommentieren oder Registrieren?

Dann mailen Sie uns bitte an kommune@taz.de