Kadın Cinayetleri: „Biz saksı süsü müyüz?“

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav; „Artık kadın mücadelesi ile rejim karşıtı mücadele iç içe geçmek zorunda.“

„Hiçbir alan erkek egemenliğinden azade değildir“ Foto: dpa

15 Temmuz darbe girişiminin ardından hayatın daha da zorlaştığı Türkiye'nin en büyük kadın hakları örgütlenmesi Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun (KCDP) Genel Temsilcisi Gülsüm Kav ile görüştük. Asıl mesleği hekimlik olan Gülsüm Kav, KCDP'den önce sosyalist mücadelenin içindeydi.

Bünyesinde birçok farklı kuşaktan aktivist barındıran platformun Türkiye'nin hemen her şehrinde örgütlenmeleri bulunuyor. KCDP bu sebeple ülkenin en büyük kadın hakları örgütlenmesi olma özelliğini taşıyor.

KCDP 2010 yılında Münevver Karabulut adlı genç kızın öldürülmesinin ardından kuruldu. Öldürülme şeklinin vahşiliği, failin zengin bir ailenin çocuğu olması ve aile tarafından saklanması, onu yakalamakla sorumlu kişilerin Münevver'in ailesini suçlaması gibi sebepler, cinayetin toplumu derinden sarsmasına yol açtı. Fakat kadın örgütlerinden beklendiği kadar ses çıkmadı. Bu olayın ardından Türkiye'de „kadın cinayeti olgusunun adının konulmasının“ gerektiği kanaatine varan kadınlar örgütlenerek KCDP'yi kurdu.

taz: Gülsüm Kav, özgürlüklerin tamamen askıya alındığı OHAL şartlarına rağmen kadınlar mücadele edecek kudreti nereden buluyorlar?

Gülsüm Kav: Başka çaremiz yok. Ancak bu şekilde kendimizi ve birbirimizi kurtarabileceğimizin bilinci, tekrar tekrar kuvvet toplayıp meydanlara dönmemizi sağlıyor.

Şu anki mücadelenin önceliği nedir?

OHAL'in ilan edilmesinin ardından şiddetin niteliği değişti, çok daha vahşileşmeye başladı. IŞİD gibi evinde dinamit patlatarak karısını öldüren erkek oldu. Bu dönemde bizimle “hayır“ diyen kadınların haklarını daha kuvvetli savunmamız gerekiyor.

Kadına yönelik şiddet referandum sonrası süreçte ne durumda?

Her seçimin öncesinde kadına şiddette bir gerileme oluyor. Seçimler muhafazakar bir siyaset lehine sonuçlanıp AKP tekrardan kazanınca, kadın düşmanlığı, erkek egemen şiddeti serbest kalıyor ve tekrardan artıyor. Bundan böyle feministler olarak daha önce hiç örneği olmayan rejim karşıtı bir mücadele yürütmemiz gerekiyor. Bu rejime karşı koyan, „hayır“ diyen kadınların haklarını koruma konusunda kenetlenmemiz, başka yerlere dağılmadan buna odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum. Artık kadın mücadelesi ile rejim karşıtı mücadele iç içe geçmek zorunda.

KCDP kurulana dek kadın cinayetlerine ne deniyordu?

‚Töre bahanesiyle işlenen cinayetler‘ diyorduk. Sebebini kestiremesek de, bunların artacağını öngörüyorduk. Zamanla bunun sebepleri arasında, kadınların modern hak arayışlarının da olduğunu farkettik.

Kadınların hak talepleri hayatlarına mal oluyor. Neden?

Çünkü şu anda kadın özgürlüğüne karşı en kapalı, en direnç gösteren siyasi iktidarlara denk geldik. Kadınların çalışmak, boşanmak, istediği kıyafeti giymek gibi herhangi bir konuda hayatına dair karar verebilmek için yakınındaki erkeklere karşı verdiği bir mücadele var. Kadınlar değişti fakat erkekler aynı kaldı ve bu mücadeleyi şiddetle bastırmayı deniyorlar. Başlarında da buna karşı çıkmayan, aksine şiddeti teşvik eden bir iktidar olduğu için sorun çözülemiyor.

Kadın cinayetleri, ataerkinin kadınların özgürleşme sürecine bir tepkisi diyebilir miyiz yani?

Kesinlikle. Cumhuriyet kurulurken elbette birçok demokratik hak elde ettik, o haklar havadan gelmedi. Mesela Anadolu'nun küçük bir kasabasındaki genç bir kadın, yirmi sene önce boşanmaya cesaret edemezdi. Şimdi edebiliyor. Tabii sonunda şiddet de görüyor, öldürülebiliyor. Her gün kadın cinayetleri haberlerini almalarına rağmen boşanma dilekçelerini geri çekmiyorlar.

Feminist mücadeleye katılan kadınların yaş ortalamasının düşmesini sağlayan ne oldu?

Kentleşme artıyor, teknoloji ilerliyor, her eve bilgisayar, internet giriyor, gençler değişiyor. Toplumdaki tüm kesimler değişiyor, en az değişmesini bekleyeceğiniz AKP seçmeni dahi.

2015'te Mersin'de bindiği otobüsün şoförünün tecavüzüne direndiği için korkunç biçimde öldürülen Özgecan Aslan olayı gençlerin mücadeleye katılımına ivme kazandırdı. Bu olaydan sonra çocuk istismarı veya iş yerinde cinsel taciz gibi pek çok sebepten dolayı başvurular gelmeye başladı. Bu yüzden geçen sene sadece kadın cinayetleriyle sınırlı kalmayıp, kadının tüm demokratik haklarını elde etmesi için çalışma göstereceğimize dair bir bildirge yayınladık. Çocuk istismarını gündemimize almamız da aynı döneme denk geliyor.

Çocuk istismarı ile kadına yönelik şiddet arasında ne gibi ortaklıklar var?

Kadına şiddet ve çocuk istismarı aynı cinsiyetçi rol kalıbıyla işleniyor. 15-18 yaş arası çocuk istismarının boyutu, daha küçük olan çocuğun istismarından farklı olduğu için bunu kadına şiddetten ayırmak mümkün değil. Türkiye'de sıkça meydana gelen zorla evlendirme de buna dahil. Kadın cinayetlerine baktığımız zaman çoğunun çocukken zorla evlendirilmiş kadınlar olduklarını görüyoruz. Bunu çocuk istismarcıları için geriye dönük af öngören düzenlemenin Meclis'e gelmesinde gördük. Bu önergenin durdurulması da kadınların ayağa kalkmasıyla oldu.

Önergeyle ilgili son durum nedir?

Önerge şimdilik donduruldu fakat bir gecede bir KHK ile hayatımıza getirilebilir ve uygulamaya konabilir.

Muhalefet partilerinden erkek vekillerin sunduğu, kadınları ilgilendiren yasa tasarılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son zamanlarda sol ve demokrat çevrelerde olduğu gibi, kadın hak ve özgürlüklerini savunan tarafta da kadın cinayetleri sıklaşmaya başladı. Hiçbir alan erkek egemenliğinden azade değildir ama buradaki dinamik şu: AKP şiddetin dozunu ve hak ihlallerini öyle bir seviyeye getirdi ki, muhalif erkekler dahil herkesin önünü açtı. İşkence, savaş, kriz, olağanüstü hal gibi durumlar hep kadınlara fatura edilir. AKP erkek şiddetini cezasız bırakarak şiddet uygulayan erkeğin adeta sırtını sıvazlıyor. Hak öznesi olan kadınlara fikrini soran vekil sayısı oldukça az; gerisi “mansplaining“ olarak tanımladığımız dünya gerçekliği olarak, bize uzmanı olduğumuz konuda dahi bilgiçlik taslayan erkeklerden ibaret.

Türkiye'deki sol mücadelenin kadın hareketini ötelemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sol mücadelelerin yeterince demokratik olmayışına bağlı olduğunu düşünüyorum. Yeterince demokratik olmayan bakış, konu kadınlar olunca daha da az demokratikleşiyor. Ama verilen mücadeleler sayesinde bunun kırılmaya başladığını düşünüyorum.

Birçok feminist, erkeklerin kadın eylemlerini domine etmesinden şikayetçi…

Eskiden 8 Mart'ta erkekler “O pankartın bir ucunu muhakkak erkek tutacak“ der ve o fikrini kale gibi savunurdu. Feminist hareketin geldiği yer ile sol mücadele ile kurduğu veya kurmadığı bağın da bununla alakası var. Gezi'den sonra bilakis „kadınlar ve gençler gelsin“ yaklaşımı var, fakat biz saksı süsü müyüz, söz hakkı verilmedikçe, örgütlenme zeminimiz olmadıkça neden gelip orada oturalım?

Einmal zahlen
.

Fehler auf taz.de entdeckt?

Wir freuen uns über eine Mail an fehlerhinweis@taz.de!

Inhaltliches Feedback?

Gerne als Leser*innenkommentar unter dem Text auf taz.de oder über das Kontaktformular.

Sibel Schick, Technische Hochschule Köln'de Online Editörlük eğitimi görüyor. Antalya doğumlu feminist aktivist, 2009'dan beri Almanya'da yaşıyor.

Das finden Sie gut? Bereits 5 Euro monatlich helfen, taz.de auch weiterhin frei zugänglich zu halten. Für alle.

Bitte registrieren Sie sich und halten Sie sich an unsere Netiquette.

Haben Sie Probleme beim Kommentieren oder Registrieren?

Dann mailen Sie uns bitte an kommune@taz.de