Kamulaştırmanın ardından Sur: Üzeri örtülü, açık bir yara gibi

Diyarbakır'ın Sur ilçesinde 2015 yılında yaşanan yıkımın ardından gelen acele kamulaştırma kararları, bazı yurttaşların yaşam alanlarını kaybetmesine yol açtı. Bir izlenim.

Kürtlere ait olan Dengbejlik, Sur için de ayrı bir önem taşıyor Foto: Çınar Özer

Çadırın içinde bir televizyon, bir buzdolabı, birkaç yorgan var. “Çek“ diyor, “Nasıl yaşıyoruz, direniyoruz görsünler.“ Hakkını alana kadar bu çadırdan çıkmayacağını sürekli tekrar eden Mehmet At, “Bombalar yağdırdılar, perişan ettiler, evimizi yıktılar; bizi hayattayken öldürdüler. Daha ne yapabilirler“ diyor.

60 yaşındaki Mehmet At, Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki Lale Paşa Mahallesi’nde çadırda yaşıyor. Çünkü Sur’daki acele kamulaştırma nedeniyle evi ve dükkanı yıkılmış. Evinin yıkıldığı yere çadır kurmuş, eşi ile birlikte yaşıyor. Onun ifadesiyle “hükümete karşı direniyor.“ Çocukları ise tanıdıklarının ya da akrabalarının yanlarında kalıyor.

Doğduğundan beri Sur’da yaşayan ve hurdacılık yaparak 18 kişilik aileye bakan Mehmet At’ın evi ve dükkanı artık yok. Devlet, bunların karşılığında 38 bin TL para ödemeyi teklif etmiş. Evinin arazisine yapılan yeni evlerin değeri ise 500 bin TL. O ise günde 10 TL kazanıyor. Hesap ortada… Zaten ev de istemiyor. Kendisine ait arazisini verseler yeter. “Ben evimi yaparım“ diyor. Devletten aldığı 500 TL civarında kira yardımı 18 kişiye yetmiyor.

6 bin aile yerinden edildi

Taş evleri, dar sokakları, tarihi ile önemli bir konuma sahip olan Sur kenti nasıl bu hale geldi? 2015 yılında öz yönetim talebiyle Sur sokaklarına hendekler kazan milislere karşı Türkiye güvenlik güçlerinin güç kullanmasıyla başladı çatışmalar. Sur’un dar sokaklarındaki evler tanklarla yıkıldı. Çatışmalar sırasında Sur’da yaşayan halkın bir kısmı evlerini boşalttı, bir kısmı zorla çıkartıldı, kimileri ise orada kalmayı tercih etti.

Hendek ve barikatlar Foto: Çınar Özer

2015 yılı sonunda „hendek ve barikatların kapatılması, bombalı tuzakların kaldırılması“ amacıyla sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve pek çok mahalle yıkıldı.

mart 2016'da acele kamulaştırma kararı ile Sur’daki tüm mahalleler kamulaştırıldı. Yıkımın olduğu mahallerde yaşayanların eline de “evlerinin ve iş yerlerinin 7 gün içerisinde tahliye etmeleri gerektiği“ yönünde yazı verildi. Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin raporuna göre, yerinden edilen aile sayısı 6 binden fazla. Evlerinden ayrılan ailelerin bir kısma kira yardımı aldı ancak yapılan yardımda kalabalık ailelere yetmedi.

Dengbej evi de payına düşeni aldı

Şimdilerle, bir yanda Sur halkının kolektif yaşam alanları olan çamaşırhaneler, kreşler, bir yandan evler, okullar, sağlık merkezleri, mahalleler, kısacası kent yaşamı ve tarihinin kalbi yıkılırken; diğer yandan etrafı demir bloklarla kapatılan inşaat alanlarında TOKİ (Toplu Konut İdaresi Başkanlığı) ev yapıyor. Bazı sokaklara girmek, çatışmaların olduğu yerlerin ve yeni yapılan evlerin fotoğrafını çekmek yasak. Yolunuzu kaybedip „girdiğiniz bir sokakta güvenlik güçlerinin sizi gözaltına alma ihtimali çok yüksek“ diye uyarıyor yurttaşlar. Hatta „kendi güvenliğiniz için gazeteci olduğunuzu da söylemeyin“ diyorlar. Kısaca bugün Sur, kentin ortasında üzeri örtülü bir açık yara gibi.

Apê Naif Dengbejliğe devam ediyor Foto: Çınar Özer

Tüm bu süreçten Dengbej Evi de payına düşeni aldı. Acıların, sevinçlerin, katliamların, ölümlerin, yazılan ya da yazılmayan Kürt tarihini klamlarla (uzun hava) aktaran kişiye deniyor Dengbej. Sadece Kürtlere ait olan Dengbejlik, Sur için de ayrı bir önem taşıyor. Dengbej Evi'nin binası hala sağlam olsa da orada Kürt tarihini anlatan 26 Dengbej, 2016 yılında atanan Kayyum nedeniyle oradan ayrılmak zorunda kaldı. Onlardan biri de Âpe Naif’di. Tüm bu yasakların arasında Lalepaşa Mahallesi’ndeki bir fırıncıda anlatmaya başlıyor hikayesini.

Sur’da 2015 yılında başlayan operasyonlarla da iki evini kaybetmiş. Operasyonların olduğu dönemde 14 gün boyunca çocuklarıyla evinin mutfağında yaşamış. Sonra polisler evden çıkarmış tüm aileyi. “Polisler biz çıkarırken çok küfür ettiler, çok ağır konuştular. 'Sen burada kalıp onlara (Kürt milisler) yardım ediyorsun, yemek yapıyorsun’ dediler. Benim ne kârım vardı ki onlara yardım edeyim?“

„Halk ozanıyım, halkım ne isterse onu söylerim“

“Evinden tek parça eşya, kıyafet almadan çıkmak zorunda bırakıldığını“ anlatan Apê Naif, şimdi kiralık bir evde oturuyor. Geçimlik gelirleri ise yok denecek kadar az. İş buldukça inşaatlarda çalışıyor. “Bir pulum bile yok!“ diye ifade ediyor durumunu. Dengbejliğe devam ediyor ancak bu yüzden de birçok kez soruşturma geçirmiş. “Bana 'sen Kürtçe politik şarkılar söylüyorsun’ diyorlar. Birkaç kere bu yüzden gözaltına bile alındım. Ben halk ozanıyım, halkım ne isterse onu söylerim.“ Çözüm süreci döneminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kürt meselesini halledeceğim“ dediğini hatırlatan Apê Naif, “Şimdi halkın ciğerlerinden damla damla kan akıyor“ diye bitiriyor hikayesini anlatmayı.

Sonra özellikle ‚politik olmadığını’ belirterek bir klam (uzun hava) okumaya başlıyor. Daha önce Dengbej Evinde klamlar söyleyen Apê Naif’i şimdi bir fırının içinde, ‘yasak’ olmayan nadir yerlerden birinde dinliyoruz.

Video için tıklayın…

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı Suriçi Koruma Amaçlı İmar Planı kapsamında Sur’daki dar yollar genişletilecek, birbiriyle bağlantılı 6 karakol yapılacak. Henüz yıkılmayan mahalleler de kentsel dönüşüm adıyla yıkılacak. Yani Apê Naif ve Mehmet At gibi daha pek çok mağduriyet yaşanacak. Öyle görünüyor ki binlerce yıllık kentin tarihi bundan sonra sokaklarla, evlerle, kiliselerle, camilerle değil dengbejlerin klamlarıyla anlatılacak.

Einmal zahlen
.

Fehler auf taz.de entdeckt?

Wir freuen uns über eine Mail an fehlerhinweis@taz.de!

Inhaltliches Feedback?

Gerne als Leser*innenkommentar unter dem Text auf taz.de oder über das Kontaktformular.

Das finden Sie gut? Bereits 5 Euro monatlich helfen, taz.de auch weiterhin frei zugänglich zu halten. Für alle.

Bitte registrieren Sie sich und halten Sie sich an unsere Netiquette.

Haben Sie Probleme beim Kommentieren oder Registrieren?

Dann mailen Sie uns bitte an kommune@taz.de