Cumhuriyet gazetesi davası: Yarım kalan adalet

Gazeteciliğin yargılandığı davada mahkeme heyeti, tutuklu bulunan 11 Cumhuriyet Gazetesi çalışanından 7'sinin tahliyesine karar verdi. 5 gün süren duruşmada neler yaşandı?

Gazeteci Ahmet Şık, savunmasında „Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet“ demişti. Foto: Tarık Tolunay

Cumhuriyet Gazetesi yöneticilerinin, yazarlarının, muhabirlerinin, muhasebecilerinin ve avukatlarının yargılandığı davada, 5 günlük ardından mahkeme heyeti kararını verdi. Cumhuriyet Gazetesi çalışanlarından Güray Öz, Musa Kart, Bülent Utku, Hakan Kara, Önder Çelik, Mustafa Kemal Güngör ve Turhan Günay hakkında adli kontrol şartıyla tahliye kararı verilirken, Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel ve Ahmet Şık'ın tutukluluğunun devamına karar verildi.

Kararın açıklanması beklenirken yurttaşlar, durulmanın görüldüğü Çağlayan Adliyesi önünde „Hak, hukuk, adalet“ sloganları attı. Kararın açıklanmasının ardından da sloganlar devam etti. CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, kararla ilgili „Kimlerin tahliye edileceği kimlerin tahliye edilmeyeceği bu davayı yönlendirenler tarafından yazılmıştı. Bunun not ettiğimizi ve unutmayacağımızı bilmelerini istiyorum. Muhatapları bunu duysunlar, bu karar başka yerlerde verildi“ ifadelerini kullandı.

Mahkemede yaptığı savunma yüzünden hakkında ayrı bir suç duyurusu bulunulması talep edilen Ahmet Şık, „Çıkan karar diyor ki, ‚Size diz çöktüreceğiz.‘ Bütün zorbalar, tüm tetikçileriyle, bu organize örgütün tüm adamları bilsinler ki, ben sadece anne babamın elini öpmek için eğildim, bundan sonra da böyle devam edeceğim.“ dedi.

Beş günde neler yaşandı?

Duruşmanın ilk günü olan 24 Temmuz, sansürün kaldırılmasının kutlandığı „Basın Bayramı“ günüydü. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, attığı tweet ile “Gerçeğin peşinden giden gazetecilerin önemli gününü“ kutladı.

Aynı saatlerde İstanbul'daki Çağlayan Adalet Sarayı'nda Türkiye'nin en eski gazetesinin çalışanları, dava avukatlarından Duygun Yarsuvat'ın sözleriyle “düşman hukukunun uygulandığı“ bir sürecin parçası olarak, gazetecilik faaliyetlerinden dolayı yargılanıyorlardı.

Çoğunluğu 9 aydır tutuklu olan Cumhuriyet Gazetesi çalışanları, çıkartıldıkları mahkeme önünde savunmalarını yaptılar. Haklarındaki suçlamalar, “Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu'nun ele geçirilmesi“, “Cumhuriyet Gazetesinin yayın politikasının değiştirilmesi“ ve “Cumhuriyet Gazetesinde FETÖ, PKK ve DHKP/C silahlı terör örgütlerinin amacına hizmet eden haber ve yazıların yayınlanması“ olarak belirtildi. Çağlayan Adliyesi, davanın görüldüğü 5 gün boyunca büyük bir destek ve dayanışma gösterisine sahne oldu.

Davadaki sanıklara yöneltilen suçlamalar, gazetede yayınlanan haberlere, atılan tweetlere, eski Cumhuriyet çalışanlarının yanı sıra AKP rejimine yakın isimlerin verdikleri tanık ifadelerine ve şüpheli olduğu iddia edilen mali hareketlere dayandırıldı. AKP ile birlikte hareket ettikleri geçmişlerinde Gülen Cemaati'nin oluşturduğu tehlikeleri defalarca yazmış olan gazeteciler Hikmet Çetinkaya, Kadri Gürsel ve Ahmet Şık'ın “FETÖ'ye destek vermek“ ile suçlanmış olması, savunmalar sırasında en çok üzerinde durulan konuların başında geldi.

“İddianame değil çöp“

Cumhuriyet Gazetesi'nin avukatlarından Tora Pekin; davanın 4. gününde davanın ana fikrini çıkardı: „Binlerce sayfalık bu iddianame, temelsiz, mesnetsiz bir çöptür.“

“Bu davanın iki amacı olduğunu“ söyleyen tutuklu Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay ise, duruşmanın ilk gününde yaptığı savunmasında, „Birincisi, Cumhuriyet gazetesini ele geçirmek ya da susturmak. İkincisi, siyasi iktidarın istemediği haberleri, hoşuna gitmeyecek yazıları yayınlamayı düşünebilecek, aklının ucundan geçirecek gazetelere ve gazetecilere, maruz kalacakları akıbeti göstermek.“

“En ağır gelen şey, gazeteciliğimin sorgulanması“

Tutuklu yargılanan Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, cezaevi çıkışında jandarmanın savunma evraklarına el koymasından dolayı ilk güne planlanan savunmasını yapamadı. Duruşmanın ikinci gününde yaptığı savunmasında iddianameyi çevreleyen en büyük tuhaflığı dile getiren Sabuncu; „İddianameyi hazırlayan Savcı Murat İnam, FETÖ üyeliğinden ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyor. Biz onun hazırladığı iddianame nedeniyle dokuz aydır tutukluyuz“ dedi.

İddianamede yer alan tanık ifadelerinin 3'ünün hala Cumhuriyet Gazetesi'nde çalışan kişiler tarafından verilmesinden dolayı “utanç duyduğunu“ söyleyen Sabuncu, “Eskiden gazeteciler tarihin tanığıydı. Şimdi meslektaşlarının yargılandığı davalara tanıklık yapıyorlar“ ifadelerini kullandı.

Zaman zaman ailesinin ya da milletvekillerinin kendisine yaşadıkları arasında “en ağır gelen şeyin ne olduğunu“ sorduklarını söyleyen Sabuncu, “Evimin basılması mı? Çocuğu olan 47 yaşında bir adam olarak Silivri Cezaevi'nde pantolonumu çıkarmaya zorlanmam mı? Bir gazeteci olarak manşetlerin üstünden geçmem bana ağır geliyor. Cumhuriyet gibi laikliğin, demokrasinin savunulduğu gazetedeki insanlara FETÖ suçlaması yöneltilmesi bana zor geliyor.“ dedi.

Cesaret bulaşıcıdır

Duruşmanın en çok duygu yüklü anlarından biri, Ahmet Şık'ın yaptığı savunmaydı. Ya da kendi sözleriyle, yaptığı “savunma değil ithamdı.“ Duruşmayı salondan izleyen Cumhuriyet muhabiri Canan Coşkun, aynı zamanda masa arkadaşı olduğu Ahmet Şık'ın konuşması sırasında salonda yaşananları şu sözlerle anlattı; “Ahmet'in ithamı bize öyle bir cesaret aşıladı ki, mahkeme heyetinin, ‚düzenin sağlanmaması durumunda salondan atılacağımızı‘ uyarısına rağmen heyete olan tepkimizi de saklamadan, onu alkışlamaya devam ettik. Bir kıyamet koptu. Dedikleri saf hakikattı. Ahmet, sadece 2 saatte bize sonsuz bir cesaret yükledi.“

Davayı ilk gününden beri mahkeme salonundan takip eden gazeteci Banu Güven ise, „Savcıların küstahça ve özensizce suç icat etmeye çalıştığını görüyoruz. Bu dava tarihe bir utanç davası olarak geçecektir. Pazartesi gününden bu yana Gülen’in gerçek suç ortağının kim olduğunu dinliyoruz.“ ifadelerini kullandı.

FETÖ'yle ilişkilendirme çabaları

Gazetenin Ombusmanı Güray Öz, bir “FETÖ şüphelisiyle“ iletişim kurduğu için suçlandı. Bu kişi Ankara, Çankaya'dan sipariş verdiği bir pideciydi. Öz; „Pide ısmarladığım kişinin hakkında polis soruşturması olduğunu nereden bileceğim“ dedi.

Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay'ın evine yıllar önce parke döşeyen ustanın oğlu, bir soruşturma raporunda yer alıyordu. Atalay'a, “Neden bu şahıslara para gönderdin?“ diye soruldu. Atalay, “bu paranın evinin parkelerinin yenilenmesi karşılığında ödendiği“ cevabını verdi.

Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Önder Çelik ise tamir ettirdiği otomobil yüzünden suçlandı. Çelik, 6 yıl önce araba tamir parası olarak 345 TL gönderdiği hesap sahibinin, 8 yıl önce çalıştığı şirket hakkında işlem yapılmasından dolayı şüpheli sayıldı. Çelik duruma; „Bu kadar komiklik olmaz“ diye isyan etti.

Mizahın gücü

Hakkında 29 yıla kadar hapis cezası istenen karikatürist Musa Kart, salondakileri gülmekten geçirdiği ilk günkü savunmasında, aleyhinde kullanılan bir “kanıtı“ şöyle anlattı:

“3 günlük Bodrum tatili için, gazetelerde tam sayfa ilanları yayınlanan, herkesin bildiği bir seyahat şirketini aramışım. Bu arama, terör örgütüyle irtibat sayılarak, önüme suç kanıtı olarak konulmuş. Bodrum’da deniz manzaralı bir odada 3 gün kalmayı umarken, Silivri’de beton manzaralı hücrede 9 ay kaldım. Yaşadıklarım bir rezervasyon hatası diye geçiştirilecek gibi değil!“

Savunmasını Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sıkça kullandığı hitabet şekline gönderme yaparak sonlandıran Kart; “Evet bu ülkede insanların kulakları, “EEEY!“ diye başlayan cümlelere aşinadır. Ben de savunmamı, “EEEY VİCDAN!..“ diyerek noktalamak istiyorum.“

Einmal zahlen
.

Fehler auf taz.de entdeckt?

Wir freuen uns über eine Mail an fehlerhinweis@taz.de!

Inhaltliches Feedback?

Gerne als Leser*innenkommentar unter dem Text auf taz.de oder über das Kontaktformular.

Das finden Sie gut? Bereits 5 Euro monatlich helfen, taz.de auch weiterhin frei zugänglich zu halten. Für alle.

Bitte registrieren Sie sich und halten Sie sich an unsere Netiquette.

Haben Sie Probleme beim Kommentieren oder Registrieren?

Dann mailen Sie uns bitte an kommune@taz.de