Bilgi alma özgürlüğü

Bütün suç gazetecide!

Yasak ve sansür „neyi gizliyorsunuz?“ sorusunu akla getiriyor. Türkiye'de gazetecilik zor.

Türk hükümeti artık Cenevre'de asılan Berkin Elvan posterlerinden de rahatsız oluyor Foto: Salvatore Di Nolfi / AP

Für die deutschsprachige Version dieses Beitrags klicken Sie bitte hier.

Gizliliği, „Saklanacak ne var?“ sorusuyla birlikte değerlendirmek mümkün. 14 yıllık AKP iktidarının basın camiasına yaşattığı sorunlardan biri de bilgiye ulaşmanın önüne çekilen setler, gazeteciye yönelik engellemeler. „Saklanacak ne var sorusu?“ tam da bu noktada önem kazanıyor.

Türkiye'deki siyasi iktidarın toplumun bilgi alma özgürlüğüne, haberciyi engelleyerek ket vurması ‚anlaşılacak gibi olmasa da‘ bir yanıyla bazı şeyleri de kolay yoldan özetliyor. Kirli ilişkiler, hukuksuzluklar, ölümcül hatalar, ranta dayalı çıkarlar, ayakları yere basmayan mezhepçi hayaller, savaş politikalarının bölgedeki yansıması olan hak ihlalleri ‚gizililik‘ ve erişim engeliyle bağlantılı temel meseleler olarak dikkat çekiyor. Açıkçası iktidar işine gelmeyeni gizliyor!

Ambulanstan önce gizlilik kararı

Türkiye'de özellikle son dönemde yaşanan olaylardan bazıları bir fenomene dönüşmüş durumda. Bu, iktidarın uyguladığı, sır perdesini anlatabilmek açısından önemli.

Sadece gazetecinin değil, haber alma özgürlüğünü sonuna kadar kullanmak isteyen, toplumsal olayları doğru okumaya eğilimli kitlenin de tepkisini çeken pek çok somut olay var. Türkiye'de üst üste yaşanan patlamalar, meydanlardaki canlı bombalar ve katliamlar sonrası yaşananlar ‚gizlilik ile bilgi üzerindeki örtünün‘ anlaşılabilmesi açısından önemli.

Dünya basın özgürlüğü günü 3 Mayıs 2016'da taz 16 Türkçe-Almanca özel sayfa ile yayınlandı. Türkiye'de çalışan gazetecilerle birlikte hazırlandı. Cünkü basın özgürlüğü hepimizi ilgilendirir.

die günlük gazete'de yayınlanan Türkçe yazılara buradan ulaşabilirsiniz.

Zum Internationalen Tag der Pressefreiheit erschien die taz am 3. Mai 2016 mit 16 türkisch-deutschen Sonderseiten zum Thema „Pressefreiheit in der Türkei“ – erstellt von türkischen JournalistInnen zusammen mit der taz-Redaktion. Weil Pressefreiheit uns alle angeht.

„taz.die günlük gazete“ – learn more about our project (in German)

Diyarbakır, Suruç, Ankara, İstanbul'daki katliam ve katliam girişimlerinin sonucunda yaşananlar konuyla ilgili ipuçları veriyor. Önce patlama oluyor, sonra internet ve sosyal paylaşım siteleri yavaşlatılıyor. Son olarak da söz konusu olaylarla ilgili olarak gizlilik kararı getiriliyor. Türkiye, son dönemde ambulanstan önce gizlilik kararının geldiği bir ülke olarak tarih yazıyor!

İktidar neden gizliyor?

Bizler, mesleğini, ‚meslek ilkelerine uygun‘ bir şekilde yapmaya özen gösteren gazeteciler, artık aşina olduğumuz ve neredeyse yaşamaya alıştığımız kaos durumlarında, önce ne olduğunu anlamaya çalışıyor, sonra da toplumu konu ile ilgili bilgilendirmek için uğraşıyoruz.

Reyhanlı'da ne oldu, Soma'daki ihmal neydi, 17-25 Aralık nasıl bir süreçti, Ankara ve Suruç katliamları üzerindeki gizlilik kararı ne zaman kalkacak? Gerçekte ana fikir olarak biz gerçeğe tam olarak ne zaman vakıf olabileceğiz? Ne yazık ki bugün Türkiye'de ulaşmaya zalıştığımız bu cevapları, mutlak olarak, ‚İktidar neden gizliyor ve neyi gizliyor?‘ sorularıyla aramak gerekiyor!

Konuyu örneklere dahada açıklıyıcı hale getirebilmek mümkün. Suriye'de 2011'in Mart ayında ilan edilen iç savaşın ardından, ilk sığınmacı kafilesi birkaç ülkeyle birlikte Türkiye'ye girdi. Çok geçmeden, kamplar kurulmaya başladı. En başından beri, gazetecilerin kamplara sokulmaması bir gelenek oldu. Birkaç yandaş medya muhabiri dışında buralara kimse giremedi. Muhalif basın başından beri, kamplarda kadın istismarının olduğu ve cihatçıların bulunduğu konularıyla ilgilendi.

Pek çok teyit edilmemiş bilgi vardı. İktidarın yapması gereken çok basitti, çadır ya da konteyner kentlerdeki yaşam koşullarını görmek, soru işaretlerini gidermek isteyen basın mensuplarına buraları açacaktı. Ancak bu yapılmadı. Sonucunda şüpheler asla giderilemedi. Pek çok muhalif gazete çalışanı açıkça şunu dile getirdi: „Bir sır olmasa bilgi erişimine engel koymazdınız!“

Suçu ortaya çıkaran suçlu!

Kamuoyunu ilgilendiren konuların gizlenmesi bir yana Türkiye'de başka tuhaf gelişmelere de bizzat şahit oluyoruz. Siyasi iktidar ve devlet gazeteciye ironik bir yaşam tarzını dayatıyor: „Kurcalama, sana sunulanla yetin, başına iş alma!“ Suçlunun değil, ‚suçu ortaya çıkaranın‘ suçlu ilan edildiği garip bir düzenin içinde el yordamıyla ilerlemeye çalışıyoruz.

Örnekleri saymakla bitmez. Pozantı Cezaevi'nde çocuklara tecavüz edenlerin değil haberi yapan gazetecinin hapise atıldığı bir ‚basın özgürlüğünden‘ söz ediyoruz! Suç; cihatçılara giden silahlar değil, onların haber yapılması! Konumuzun kapsamı Berkin Elvan'ı vuran polise değil onu haber yapan gazeteciye açılan soruşturma! Elbette bu dayatılan düzende Ankara Katliamı gibi felaketler de önemli değil! Böyle olsa; ihmal sahipleri yerine, ihmali belgeleyene dava açılmazdı!

Özetle; Türkiye'de gazetecilik zor! Maalesef tüm kirli işlerin ortasında bir ‚şifre kırıcı‘ gibi çalışan gazetecilerin mesleki güvencesi yok! Tüm bunlara rağmen, bir kez daha o soruyu sorup 'gazeteciliğin ruhuna uygun bir biçimde çalışmaya devam edeceğimizi yineliyelim: „Karanlığa gerdiğiniz o perdeleri, her ne olursa olsun aralamaya devam edeceğiz!“

Einmal zahlen
.

Bitte registrieren Sie sich und halten Sie sich an unsere Netiquette.

Haben Sie Probleme beim Kommentieren oder Registrieren?

Dann mailen Sie uns bitte an kommune@taz.de