Çocukluk günlerine sürgün

„Sahip olduğumuz ne varsa, burada“

Almanya'ya göç etmiş birinci nesil Türkiyeliler yaşlanıyor. Berlin'de bir bakımevinde yaşayan demans hastalarını ziyaret ettik.

Bakımevi sakinleri için Ramazan ayı çok önemli. Çoğu haftada bir Kuran okuyor. Foto: Sonja Trabandt

Berlin’de yazdan kalma bir gün. Rukiye Mercan pencere kenarında oturuyor. Bir zamanlar İstanbul’daki evinde de böyle otururmuş. 82 yaşındaki Mercan Almanya’ya hangi tarihte geldiğini unutsa da İstanbul'daki evinde pencere kenarında oturup Boğaz'ı seyrettiği günleri hala hatırlıyor: „Beşiktaş’taki hayatımız güzel bir hayattı. Kocam öldükten sonra parasız kaldık, üç oğlumla nasıl geçineceğimizi bilemedim.“

Mercan, maddi sorunlarla karşılaşınca önce evini satıp eşinin mezarını yaptırmış. „Mezarlıktaki en güzel mezar eşiminki“ diye övünerek anlatıyor. Ardından çocuklarıyla birlikte Almanya’ya taşınmaya karar vermiş. Wedding’de eski bir binanın arka avlusunda bulunan yaşlı bakımevinin oturma odasına, oyun bahçesinden yükselen çocuk sesleri doluyor. Televizyonda ise TRT’nin müzik kanalı açık.

Rukiye Mercan demans hastalarının kaldığı bakımevindeki altı hastadan biri. Burası, Dosteli Yaşlı ve Hasta Bakım Servisi’ne ait birkaç bakımevinden bir tanesi. Bakımevinde kalanlar altmışlı ve yetmişli yıllarda Almanya’ya işçi olarak geldiklerinde burada kalmaya niyetli değillermiş. Hepsi en fazla beş yıl kalıp bir ev almak ve daha iyi bir hayat kurabilmek için gerekli parayı biriktirdikten sonra memlekete dönmeyi düşünüyormuş. Ne yazık ki şimdilerde Berlin’deki hayatlarına dair anıları yitip gidiyor; bununla beraber yavaş yavaş Türkiye’yi de unutuyorlar.

Türkiye'den göç etmiş birinci nesil, Almanya’da yaşlanıyor. İstatistik Dairesi’nin verilerine göre Berlin’de yaşayan 65 yaş üzerindeki Türkiye kökenli sayısı yaklaşık 21 bin 900 civarında. Bu insanlar artık geri dönmeyecekler.

Safiye Ergün, Türkiyeli nüfusun yaşlanmaya başlaması üzerine on yıl kadar önce bir yaşlı ve hasta bakım servisi açmaya karar vermiş: „Yıllarca yaşlılar için bakıcı olarak çalıştım ve bu esnada Türk ve Müslüman yaşlıların kendi kültürlerine uygun bakıma ihtiyaç duyduklarını gördüm.“

Bakımevinin kahvaltı menüsünde beyaz peynir, zeytin ve menemen var. Çalışanların hepsi Türkçe biliyor ve Ergün’ün deyimiyle „Türk kültürünün en ince özelliklerine aşinalar.“ Bakımevi sakinleri için Ramazan ayı çok önemli. Çoğu haftada bir Kuran okuyor. Ergün, „Burada çocukluklarında yaşadıkları gibi yaşıyorlar. Bu onlara neşe ve güven duygusu veriyor,“ ifadelerini kullanıyor. Wedding’deki bakımevi bir nevi çocukluk günlerine sürgün gibi…

Demans hastaları ilk önce yakın geçmişteki hafızalarını kaybediyorlar. Çoğu Almancayı hatırlamıyor. Safiye Ergün bakımevindeki yaşlıların bazılarının hangi ülkede yaşadıklarını ya da ne zamandır bakımevinde kaldıklarını bilmediklerini belirtiyor. Ergün bakımevindekilerle kurduğu iletişimi anlatıyor: „Biz onlara geçmişi hatırlayabilecekleri ipuçları sunuyoruz. Kendilerini güvende hissettikleri dilde konuşmak bile iyi hissetmelerine yetiyor. Onlarla Türkçe konuşunca geçmişlerini hatırlamaya başlıyorlar.“

„Ne söylesem boş“

Rukiye Mercan pencere kenarında oturduğu yerden masaya eğiliyor ve şekeri eriyene kadar çayını karıştırıyor. Kır saçlarını bir saç bandıyla topluyor, göz kenarlarında gülmekten ince çizgiler oluşmuş. Çocukları ve torunları hakkında konuşurken onların isimlerini karıştırıyor.

Berlin’de geçirdiği ilk yılları anlatırken ise birden canlanıyor. Wedding’de AEG Fabrikası’nda üretilen motorları vidalarmış. „O zamanlar dizlerime kadar uzanan siyah saçlarım vardı“ diye anlatıyor. Günün birinde şefi, makineye sıkışacakları endişesiyle saçlarını kesmesini istemiş; Mercan saçlarını kestirdiği gün boyunca ağladığını hatırlıyor.

Bir kadın bakıcı Mercan’ın yanındaki balkon kapısını açıyor ve tekerlekli sandalyede oturan 81 yaşındaki Semiramis Nar’ı terasa çıkarıyor. Nar 70’li yıllarda Berlin’de tiyatro oyuncusuymuş. Kırmızı ojeli manikürlü tırnakları, orta parmağındaki kocaman yakut taşlı gümüş yüzüğü ve beresiyle bugün bile ihtişamlı görünüyor. Bir sigara yakıyor, huzursuzca içmeye başlıyor. Sigarayı daha yarılamadan bakıcıdan onu tekrar içeri götürmesini istiyor.

„Oğlum beni bekliyor“ diyor. Bakıcı kadın sabırlı bir şekilde başıyla onu onaylıyor, ellerini okşuyor ve oturmaya devam ediyor. Semiramis Nar bakıcıyı dikkatle süzüyor, sigarasını tablaya bastırıyor. Bir dakika sonra oturma odasına götürülmek istediğini, bir arkadaşıyla buluşacağını söylüyor. Esasında oturma odasında kimse yok. Beş dakika sonra Semiramis Nar yine dışarı çıkmak istiyor. Sigara içecekmiş. Bu sahneler gün boyu sık sık tekrarlanıyor.

Rukiye Mercan önünde yaşanan bu hareketliliği fazla buluyor ve söylenmeye başlıyor. Yıllardır gitmediği Beşiktaş’taki evini özlediğini söylüyor. „Türkiye’de hiçbir şey kalmadı,“ diyor ve adını unuttuğunu eski bir klasik Türk müziği şarkısını mırıldanıyor: „Kader böyle imiş, ne söylesem, boş…“

Rukiye Mercan her şeye rağmen yaşlı bakımevinde mutlu görünüyor. Burada günler kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği, şarkı, dans, ziyaret ve eski hikayelerin anlatılması döngüsünde geçiyor. Mercan İstanbul’daki eski günleri hatırlıyor ama yeni günler… Onları hatırlayamıyor. Yaşlı kadın artık kendi iç dünyasının Türkiye’sinde yaşıyor; „Şimdi her şey, sahip olduğumuz ne varsa, burada.“

*İsimler redaksiyon tarafından değiştirilmiştir

Türkçeye çeviren: Gülay Durgut

Yeni dergimiz çıktı: Bu yazı ilk olarak taz.gazete'nin yeni dergisinde yayımlandı. Dergiyi buradan sipariş edebilirsiniz.

Einmal zahlen

Das finden Sie gut? Bereits 5 Euro monatlich helfen, taz.de auch weiterhin frei zugänglich zu halten. Für alle.

Bitte registrieren Sie sich und halten Sie sich an unsere Netiquette.

Haben Sie Probleme beim Kommentieren oder Registrieren?

Dann mailen Sie uns bitte an kommune@taz.de