Referanduma 6 gün kala: Hayır ve Evet arasında

Kararsız seçmenlerin fazlalığı, referandumun sonucunu tahmin etmeyi güçleştiriyor. Bunun dışında kendi parti liderlerinin iradesinin dışında oy kullanacak olan seçmenler var.

Ankara'da da kararsızlar var. Foto: ap

Cihan Ertan, Ankara'nın Etimesgut mahallesinde, erkeklerin saatlerce okey oynayıp çay içtiği bir kahvenin sıradan bir müşterisi. Fakat Ertan'ı sıradışı yapan bir özellik var: hala 16 Nisan'daki referandumda ne yönde oy vereceğinin kararını vermemiş olması.

16 Nisan günü Türkiye, kusurlu bir şekilde işleyen parlamenter demokrasiye mi, yoksa Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a yasama ve yargı üzerinde mutlak hakimiyet verecek olan başkanlık sistemine mi „evet“ diyeceğine karar verecek. Ertan, „Bu sistem bir adama mı yoksa tüm ülkeye mi faydalı olacak karar veremiyorum“ yorumunda bulunuyor. Kendisi anket şirketlerinin yüzde 20'lerde gösterdiği „kararsız seçmenler“den bir tanesi.

Anketler, „evet“ ve „hayır“ oylarının başa baş gittiğini ve kararsız seçmenlerin sonucu belirleyeceğini öngörüyor. Referandumun ülke için önemi yeterince ifade edilemez. Muhalefet, „evet“ çıkması durumunda „ülkede bir daha demokratik bir seçim yapılamayacağı“ yönünde uyarıda bulunuyor. Avrupa Konseyi de bu uyarıyı destekliyor. Venedik Komisyonu'ndaki anayasa uzmanları, Erdoğan'ın halktan „tehlikeli bir geri adımı“ kabul etmelerini talep ettiğini dile getiriyor.

Erdoğan, „evet“ kampanyasını devletin tüm gücünü arkasına alarak yürütüyor. İstanbul ve Ankara'da tüm sokaklar „evet“ posterleriyle kaplanmış durumda. „Evet“ ve „Hayır“ cepheleri için devlet kanallarında eşit kampanya yürütülmesini düzenleyen yasa, yakın zamanda askıya alındı. „Demokrasi için Birlik“ platformu, Mart ayının ilk 10 gününde televizyon kanallarının „evet“ propagandası yapan Erdoğan, AKP ve MHP'ye 486 saat yer verdiğini, bunun karşılığında „hayır“ diyen CHP ve HDP'nin televizyonlarda sadece 45.5 saat yer bulabildiğini açıkladı.

„Evet çıkarsa terör sona mı erecek?“

Kararsız seçmenlerin fazlalığı, referandumun sonucunu tahmin etmeyi güçleştiriyor. Bunun dışında kendi parti liderlerinin iradesinin dışında oy kullanacak olan milliyetçi ve Kürt seçmenler var. AKP ile ortaklık yaparak „evet“ diyeceğini açıklayan MHP lideri Devlet Bahçeli'ye karşı çıkan pek çok MHP'li bulunuyor.

MHP ve AKP'nin güçlü olduğu Ankara'nın Etimesgut mahallesinde, ismini vermek istemeyen bir MHP'li „hayır“ oyu vereceğini açıklıyor ve ekliyor, „Tek bir adamın tüm gücü elinde tutmasına karşıyım. Eğer bir adam tüm gücü elinde bulundurursa terör, işsizlik sona mı erecek? Emeklilerin gelirleri mi artacak?“ MHP'nin lideri Bahçeli hakkındaki düşüncelerini sorduğumuzda, „Onu MHP'nin lideri olarak görmüyorum“ ifadelerini kullanıyor.

AKP seçmeni Gökhan Güngör ise, „Hayır demekle hiç oy vermemek arasındayım. Oyumun bir şey değiştireceğine inanmıyorum. Hayır demek istiyorum çünkü hükümetin zaten mutlak bir gücü var. Erdoğan bir şey yapacağım dediğinde yapıyor. Bu yüzden bu değişikliği istemesinin başka bir sebebi olmalı“ dedi. Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Ocak ayında basına yaptığı açıklamada Erdoğan'ın yargılanma korkusu yaşadığı için bu değişikliği istediğini söyledi. Baykal, 2013'te ortaya çıkan yolsuzluk soruşturmalarını hatırlatarak, Erdoğan'ın „yargılanmaktan korktuğu için“ sistem değişikliğine gitmek istediğini söylemişti.

Aynı kafede oturan elektrik teknisyeni Mustafa Meray, „Evet“ oyunu şu şekilde gerekçelendiriyor; „benim parti liderim ne derse, o yönde oy veririm.“ Meray, Türk bakanların Almanya ve Hollanda'da propaganda konuşmalarının engellenmesinin milliyetçi hisleri kabarttığı görüşünde. Erdoğan, bu engellemeyi bir fırsata dönüştürerek, Avrupa'yı „Nazi gibi davranmakla“ suçlamıştı. Gözlemciler, yaşanan olayların Erdoğan'a yaradığı görüşünde. Yan masada oturan Ertan, „İki hafta önce içimdeki ‚hayır‘ oyu daha kuvvetliydi, Avrupa'nın tutumu beni 'evet'e yaklaştırdı.“

Diyarbakır'da „hayır“ önde gidiyor

Bununla birlikte, Erdoğan'ın „Nazi“ ithamlarının Diyarbakır'da işe yaradığı söylenemez. Eski bir Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi çalışanı Salih Baydur ile Koşuyolu Parkı'nda oturuyoruz; „Erdoğan bu krizi yine seçmenleri kışkırtmak için kullandı ama Diyarbakır'dakiler bunun suni bir çaba olduğunun farkındaydı“ ifadelerini kullanıyor. Bu şehirde herkes „hayır“ı destekliyor gibi duruyor. Şehrin üç bölgesinde tüm gün yaptığımız görüşmelerde, „evet“ diyecek tek bir kişiye rastlamadık.

Kürtler, üzerine oylanacak anayasa değişikliğinin içeriğini bilmiyor olabilirler, fakat Sur ve Cizre'de neler yaşandığını gayet iyi biliyorlar. Aylarca süren sokağa çıkma yasakları sırasında yaşanan çatışmalar ve yıkım, hafızalarda daha çok taze. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun geçen ay yayınladığı rapora göre, çözüm sürecinin sona ermesinin ardından Türkiye'nin doğusundaki il ve ilçelerde yaşanan çatışmalarda 800'ü polis ve asker olmak üzere 2 bine yakın kişi öldü, bin 800 bina yok edildi.

Bir alışveriş merkezinde konuştuğumuz Aydın, giydiği temiz, siyah takım elbiseyle eski bir beyefendiyi andırıyor. Bir yandan tesbihini sallarken, „Kürt halkı hayır diyecek. Bu hükümeti kabul etmiyoruz, onlar topraklarımızı yok ediyor“ ifadelerini kullanıyor. Geçtiğimiz iki ay, çatışma açısından önceki süreç ile kıyaslandığında oldukça sakin geçti. PKK, Ocak ayından beri saldırılarını azalttı. PKK saldırılarının „evet“ oyunun artmasına yol açacağı ortada. HDP'nin Diyarbakır'daki „hayır“ kampanyasını organize eden Murat Aslan, „PKK'nin böyle bir şey yapacağını düşünmüyorum. Çatışma, anketlerde sağlıklı bir sonuç almayı güçleştiriyor“ diyor.

„Evet“ diyecek bir Kürt bulmak için AKP'nin son seçimlerde yüzde 70 aldığı, Diyarbakır'ın 70 km kuzey batısındaki Çermik ilçesine gidiyoruz. Buğday tarlalarıyla çevrili, pembe çiçeklerin açtığı bir vadide yer alan ilçede, çirkin, beton binalar bulunuyor. İlçenin ensafları, dükkanlarının önünde sokakta oturuyorlar ve bir yabancıyı onlarla birlikte çay içmeye davet ediyorlar.

Erdoğan bu kadar güce neden ihtiyaç duyuyor?

Dolmuş şöförü Hacı Karataş, „evet“ oyu vereceğini açıklarken, „Erdoğan bir diktatör olmayacak çünkü o seçilmiş biri“ diyor. Sur ve Cizre'de yaşananların PKK'nin suçu olduğunu söyleyen Karataş, „Hendek kazmaları bir hataydı“ ifadelerini kullanıyor. Kapatılan basın kuruluşları ve tutuklanan gazeteciler sorulduğunda, Karataş „hükümetin cep telefonlarını ve sosyal medyayı denetlediğini ve bu gazetecilerin terör örgütleri için çalıştığını tespit ettiğini“ dile getiriyor.

Dakikalar sonra iki polis memuru yanımıza geliyor ve akredite olmamış gazetecilerin Çermik'e gelip „hayır propagandası yaptıkları“ yönünde haberler aldıklarını söylüyorlar. Basın kartımızı göstermemizin ardından röportaja devam edebiliyoruz. Sokağın aşağısına doğru başka bir kahvede, mevsimlik işçi olarak çalışan Hayri, diktatörlüğe karşı olduğu için „hayır“ diyeceğini söylese de, kararının kesin olmadığını ekliyor. Sokağa çıkma yasakları yüzünden ölen kızlarının vücudunu buzdolabında saklayan aileden bahseden Hayri, „En büyük savaşlarda bile yaralılar gözetilir, Cizre'de durum bu değildi“ diyor.

Çermik'tekilerin yaşananlara rağmen nasıl hala „evet“ diyebileceklerini sorduğumuzda Hayri'den „Türkiye'de siyaset futbol gibidir. Takım tutar gibi parti tutarsın“ cevabını alıyoruz. Yaptığımız diğer görüşmelerde, halktan defalarca aynı soruyu duyuyoruz; „Erdoğan bu kadar güce niçin ihtiyaç duyuyor?“

Einmal zahlen
.

Fehler auf taz.de entdeckt?

Wir freuen uns über eine Mail an fehlerhinweis@taz.de!

Inhaltliches Feedback?

Gerne als Leser*innenkommentar unter dem Text auf taz.de oder über das Kontaktformular.

Johannesburg'lu gazeteci. 1997'den beri Ortadoğu'da çalışıyor. France24, GRN, al-monitor ve taz için yazılar yazıyor.

Das finden Sie gut? Bereits 5 Euro monatlich helfen, taz.de auch weiterhin frei zugänglich zu halten. Für alle.

Bitte registrieren Sie sich und halten Sie sich an unsere Netiquette.

Haben Sie Probleme beim Kommentieren oder Registrieren?

Dann mailen Sie uns bitte an kommune@taz.de