Emekçi kadınlar haftası: „Cezaevinde de olsa, direnişe devam“

Alman Sol Parti tarafından verilen Clara Zetkin Onursal Kadın Ödülü'nü almak için Berlin'de bulunan HDP milletvekili Feleknas Uca'yla Türkiye'deki feminist mücadeleyi konuştuk.

Feleknas Uca Berlin'de Clara Zetkin ödülüne layık görüldü. Foto: Ayşe Tunca

HDP Milletvekili Feleknas Uca, Alman Sol Parti'nin (Die Linke) toplum ve siyasette üstün başarı sağlayan kadınlara verdiği Clara Zetkin Ödülü'ne layık görüldü. 2007 yılından bu yana iki yılda bir verilen ödül, kamuoyunun dikkatini 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü'nün politik boyutuna çekmeyi hedefliyor.

Bu yıl Clara Zetkin Ödülü'ne layık görülen Feleknas Uca, 1976 yılında Almanya'nın Celle kentinde doğdu. 22 yaşındayken Almanya'daki Sosyalist Demokrat Parti'nin listesinden Avrupa Parlamento milletvekilliğine seçilen Uca, 1999'dan 2009'a kadar bu görevi yürüttü. 1999-2004 yılları arasında Avrupa Parlamentosu Kültür, Eğitim, Medya ve Fırsat Eşitliği komitesindeydi. Uca, 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015’teki seçimlerde HDP Diyarbakır milletvekilliğine seçildi.

taz: Hem Avrupa Parlamentosu hem de TBMM’de görev almış biri olarak iki meclisi kadın hakları üzerinden karşılaştırabilir misiniz?

Feleknas Uca: Avrupa siyasetinde kadın hakları ve özgürlüğü için yapılan çalışmalar en üst seviyede. Avrupa’da 8 Mart ve 25 Kasım’da rahat rahat eylem, basın açıklaması ve etkinlik düzenleyebilirsiniz. Bizde yasaklıyorlar. Kadın gücünden korktukları için bu tür yasaklamalar getiriliyor. 8 Mart bütün dünyada kutlanırken, Türkiye’de bir basın açıklamasına bile yasak getiriliyor.

Özellikle son iki yılda Türkiye'de kadın cinayetleri ve kadına karşı şiddet arttı. Kadınlardan üç çocuk yapmaları bekleniyor, kadınların kahkaha atması ayıplanıyor. Kadın hakları, kadın direnişi, şiddete karşı kadın özgürlüğü için mücadele etmek bizim elimizde.

Türkiye’de 80 milyon nüfus var ve bunun yarısından fazlasını kadınlar oluşturuyor ama kadın hakları gözetilmiyor. Meclisteki bakanlık sistemine bakın. Kaç tane kadın bakan ve milletvekili var? Türkiye tarihinde ilk kadın meclis grubunu kuran HDP oldu. Türkiye’ye eş başkanlık sistemini getiren yine HDP. Ama AKP belediyelere kayyım atadığı gün bütün kadın başkanlarını değiştirdi. Kadına karşı bir devlet şiddeti hakim.

Bu şiddete karşı oluşan direnişi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Geçtiğimiz hafta Diyarbakır’daki bütün sendikalar 8 Mart için programlarını açıklamak istediler. Buna izin verilmedi ve polis saldırısı gerçekleşti. Kadın arkadaşları gözaltına aldılar. Ben araya girince bana da saldırdılar. Sürekli gaz yiyoruz, şiddet görüyoruz ama yine de buna karşı dik duruşumuzu kaybetmiyoruz. Kadına karşı şiddet uygulayan herkesi deşifre edeceğiz ve direneceğiz.

Benim bir saldırı sırasında çekilen bir fotoğrafım var. Bu direniş için sembol olarak görülüyor. O fotoğrafta kadın dayanışması, kadınların erkek şiddetine, devlet şiddetine karşı beraber dik duruşu var. Rojova direnişi de bir kadın direnişi olarak görülüyor. Türkiye’nin Kürtler’den öğreneceği çok şey var. Kürtler eşbaşkanlık sistemini getirdiler ve birçok kadın çalışması yaptılar. Umarım Türkiye’deki kadınlar da özgürlük mücadeleleri için çalışırlar.

Dediğiniz gibi ilk defa bir kadın, Figen Yüksekdağ, parti eşbaşkanı oldu fakat şimdi milletvekilliği düşürüldü. Bu neyi ifade ediyor?

Demek ki Figen Başkan’dan korkuyorlar. Meclis kürsüsünde konuşmasını istemiyorlar. Onun vekilliğinin düşürülmesi siyasi bir karardır ve kadınların özgürlüğüne ve direnişine vurulan bir darbedir.

Figen Yüksekdağ’ı seçen, onu kürsüye çıkaran halktır. Bu yüzden devletin bu hareketini kabul etmeyeceğiz ve asla direnişimizden vazgeçmeyeceğiz. Kadın mücadelesi kazanacak. Türkiye’de sadece HDP’de eş başkanlık sistemi var. Şimdi de buna engel olmaya çalışıyorlar ama biz bunu kabul etmiyoruz çünkü bizi halk seçti ve ancak halk bizi bu görevden alabilir.

Feminist mücadele özellikle Kürt halkı için neden bu kadar önemli?

Kürt tarihinde yıllardır kadın özgürlük mücadelesi veriliyor. Biz olduğumuz yere ağır bedeller ödeyerek, kendimiz geldik. Bugün kadın eş başkanlık sistemi varsa bu bizim mücadelemiz sayesinde olmuştur. Yıllarca bunun için emek verdik ve binlerce insan bu özgürlük yolunda hayatını kaybetti. Bu yüzden devlete feminizmi tanıtmak için en ağır görev bize düşüyor. Bu devlet hala feminizmin, kadın haklarının, kadın mücadelesinin ne demek olduğunu anlamadı. Bu sebeple bizim direnişimiz çok önemli.

Bu açıdan Alman Solcu Partisi Die Linke'den Clara Zetkin Onursal Kadın ödülünü almanız da çok anlamlı, neler hissediyosunuz?

Çok duygulandım. Clara Zetkin 100 yıl önce kadın mücadelesi, kadın ve işçi hakları için bir mücadele başlattı. Cezaevine girdi, partiden dışlandı, başka partiye geçti. Çok zor süreçlerden geçti. Ve 100 yıl sonra, 8 Mart için bu ödülü almak çok önemli. Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg sayesinde 100 yıldır 8 Mart’ı kutluyoruz. Onun ismiyle anılan bu ödülü aldığım için üzerimdeki sorumluluk da artıyor. Artık sadece onun yolunda ilerlemekle kalmayıp daha fazlasını yapmalıyız.

Belki de yarın gözaltına alınıp tutuklanacağım. Benim için 15 sene istiyorlar. Dört ay önce eşbaşkanlarımız gözaltına alındıkları gün, cezaevine gitmek üzere kendime bir çanta hazırladım. Sokakta, mecliste ya da cezaevinde de olsa, direnişimiz devam edecek. Bu sebeple de çok mutlu ve heyecanlıyım çünkü bu ödülü sadece kendi adıma değil, şu an cezaevinde tutsak olan, IŞİD’e karşı mevzide çatışan ve kadın özgürlüğü için mücadele eden bütün kadınlar adına aldım.

Referandumda evet çıkarsa ülkedeki kadınları neler bekliyor sizce?

Ne buna inanmak ne de bunu düşünmek istiyorum çünkü kesinlikle hayır çıkacak. Sonuna kadar hayır çalışmamızı yürütmeye devam edeceğiz. Bunun için ev ev geziyoruz. Kadın mücadelesi ve özgürlüğü için hayır diyeceğiz. Devletin cenazesini 7 gün sokakta beklettiği anne için hayır diyeceğiz. Cezaevindeki işkenceler için hayır diyeceğiz. Tecrit, inkar, imha siyasetine karşı hayır diyeceğiz.

Memleketi bu beladan, bu sistemden kurtarmak gerekiyor. 14 sene yetti de arttı. Bugüne kadar hep onları izledik. Bugün kadınlar, polis ve kolluk kuvvetleri tarafından saçlarından yerlerde sürükleniyorsa, yarın evet çıkarsa ne olacak? Onun için de yüzde yüz hatta yüzde beş yüz eminim ki hayır çıkacak. Bu hayırı da biz sağlayacağız.

Ezidi bir kadın olarak geçen hafta Şengal'de Ezidi halkına yapılan saldırı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu saldırıyı eleştiriyor ve kınıyoruz. Bu, özellikle Ezidiler’e karşı yapılan bir ihanettir. Hala 3 Ağustos 2014’te yapılan soykırımın sancısını çekiyoruz. Hala Ezidi köyleri, 3.000 Ezidi kadın IŞİD’in elinde. Unutmadık ve unutmayacağız. Ezidi halkı artık eskisi gibi değil, örgütleniyorlar.

Şengal'de kadınlar; erkek, faşist, barbar zihniyetine karşı birlikte durarak öz savunmaya geçerlerse, Ezidi kadınlar da bu mücadeleyi kazanır. IŞİD’in elindeki, 3.000 kadın özgürlüklerine kavuşacaklar. 3 Ağustos’tan önce partimiz ve öz savunmamız yoktu ama artık var. 3 Ağustos’tan önce de bu örgütlenme olsaydı, belki bu kadar büyük bir katliam olmayacaktı. Geçen hafta olanlar Ankara tarafından yürütülen bir provokasyondur.

Ankara derken, bu ne anlama geliyor?

‚Rojava peşmergeleri‘ oldukları iddia edilen bir silahlı grubun saldırıyı gerçekleştirdiği ve aralarında Milli İstihbarat Teşkilatı'na (MİT) bağlı 21 kişinin de yer aldığı duyuldu. (Feleknas Uca bu konuya dair 6 Mart 2016'da Binali Yıldırım'ın yanıtlaması için soru önergesi verdi.)

Bu ihaneti, bu akan kanı durdurmak için elimizden geleni yapacağız. Bugün de bunun için KDP’ye (Mesut Barzani'nin yönettiği Kürt Demokratik Partisi) bu oyuna gelmemeleri için çağrı yaptık. Bu referandum için Erdoğan'ın yaptığı bir oyundur.

Kürtlerin ulusal birlik için yaptığı bütün çalışmayı yok saymaktır. Bu yüzden de KDP bu oyuna gelmesin. İkinci bir Şengal katliamı yaşamamak için elimizden ne geliyorsa yapmamız gerekiyor. Türk hükümeti referandumda evet oyunu almak için her şeyi yapabilir. O yüzden yarın Kandil kara operasyonu başladı diye bir haber çıkarsa hiç şaşırmayın.

Son olarak 8 Mart'la ilgili bir mesajınız var mı?

8 Mart etkinlikleri Diyarbakır'da yasaklanmıştı. Ama 7 Mart'ta düzenlediğimiz eylemlerden sonra yasak aniden kaldırıldı! Devlet bizi dört duvar arasında terbiye etmek istiyor, özellikle kadınları. Ama biz kapı önüne çıkmak, nefes almak istiyoruz. Bu yüzden de bütün sokakları 8 Mart alanına çevireceğiz. 8 Mart'ın ortaya çıkışı da zorlu olmuştu ama şimdi bütün dünya kutluyor.

Einmal zahlen
.

Fehler auf taz.de entdeckt?

Wir freuen uns über eine Mail an fehlerhinweis@taz.de!

Inhaltliches Feedback?

Gerne als Leser*innenkommentar unter dem Text auf taz.de oder über das Kontaktformular.

geboren in Istanbul, ist Dokumentar-/Filmemacherin. Seit November 2016 arbeitet sie als freie Filmemacherin in Berlin.

Das finden Sie gut? Bereits 5 Euro monatlich helfen, taz.de auch weiterhin frei zugänglich zu halten. Für alle.

Bitte registrieren Sie sich und halten Sie sich an unsere Netiquette.

Haben Sie Probleme beim Kommentieren oder Registrieren?

Dann mailen Sie uns bitte an kommune@taz.de