Kırık dökük bir Cumhuriyet davası: Ahmet Şık’a savunma yaptırmadılar

Cumhuriyet Gazetesi çalışanlarının yargılandığı davanın beşinci duruşmasından tahliye kararı çıkmadı. Mahkeme Başkanı, savunmasını “siyasi“ bulduğu Ahmet Şık’ın duruşma salonundan çıkarılması talimatını verdi.

“Bu dava bir siyasi linç davası. Bu nedenle siyasi değerlendirmelerim de olacak“ Foto: Tarık Tolunay

Cumhuriyet Gazetesi çalışanlarının yargılandığı davanın beşinci duruşmasına İstanbul Çağlayan'da, 27’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşma öncesi adliye önünde basın açıklaması yapan Ankara ve İstanbul baroları yetkilileri ile birlikte pek çok gazeteci, tutukluluklara son verilmesini talep etti.

Sanık yakınları, avukatlar, gazeteciler ve milletvekilleri duruşma salonuna alındığında 422 gündür tutuklu bulunan Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay ve Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, 361 gündür tutuklu bulunan gazeteci Ahmet Şık ve 264 gündür tutuklu bulunan gazete çalışanı Emre İper duruşma salonunda hazır bulunuyordu. Salona giren kalabalığa oturduğu sandalyeden kalkarak selam veren ilk isim gazeteci Ahmet Şık oldu. Sonrasında sırasıyla İper, Atalay ve Sabuncu’nun yüzleri görüldü. Kalabalığı gülümseyerek karşıladılar.

Mahkeme başkanı: Dosyada eksiklikler var

Oturum, mahkeme başkanı Dağ’ın dosyada eksiklikler olduğunu belirttiği sözleriyle başladı: “İstediğimiz ilerlemeyi sağlayamıyoruz. İstenen tüm bilirkişi raporları dosyaya ulaşmadı. Bunlardan biri de ByLock kullanıcısı olmakla suçlanan Emre İper’in telefonuna ilişkin bilirkişi raporu.“ Dağ’ın bu sözleri, duruşmanın seyrine ve çıkacak karara dair bir ipucu niteliğindeydi.

Ardından, tanık olarak çağrılan gazetenin eski çalışanı Doğan Satmış’ın dinlenilmesine geçildi. Ekim ayında bir internet sitesine verdiği ve sanıklar aleyhine delil olarak dosyaya girmesine karar verilen röportajda, kendisinin kullanmadığı ifadeler bulunduğunu savunan Satmış, şöyle devam etti: “Bu arkadaşlarımızın FETÖ bağlantısı olduğuna da inanmıyorum. Yargılanan gazeteciler de FETÖ ile mücadele etmiş kişilerdir. Gazeteciliğin bu şekilde yargılanması Türkiye'yi dışarıya olumsuz yansıtıyor.“ Satmış’ın bu sözleri, salondakiler arasında gülüşmelere sebep oldu. Öyle ki, Dağ’ın sözlerinin menzilindeki umutsuzluğun yarattığı gerginlik de bir nebze olsun dağılmış oldu.

Satmış’ın, “savunma“yı çağrıştıran tanıklığının ardından mahkeme başkanı, tanık olarak dinlenecek Mehmet Faraç ve Leyla Tavşanoğlu’nun öğleden sonra katılacağını belirterek, duruşmaya ara vereceğini söyledi.

Mahkeme başkanının tavrı salonda homurdanmalarla karşılanırken, Ahmet Şık’tan itiraz geldi: “Beyanda bulunmak istiyorum.“ Dağ, Şık’ın talebini kabul etse de bir şartı vardı: “Savunma dışına çıkarsan savunmayı sonlandırırım.“

Salondan bir ses: Ahmet babanızın oğlu değil

Dağ’ın “uyarısına“, “Bu dava bir siyasi linç davası. Bu nedenle siyasi değerlendirmelerim de olacak“ sözleriyle karşılık veren Şık, şöyle devam etti: “Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit yaptığı bir konuşmada, 2016 yılı adli suç istatistiklerine göre 80 milyonluk ülkemizde yaklaşık 6 milyon 900 bin şüpheli bulunduğunu açıkladı. Demek ki Türkiye’de, nüfusa oranladığımızda yüzde 8 civarında kişi şüphelidir.“

Şık’ın sözleri, birkaç saniye önce savunmaya dair şart koşan mahkeme başkanı tarafından kesildi: “Böyle gidersen izin vermem. Açılmış soruşturmalar var. İktidarla, onun güdümündeki yargıyla işin yok.“

Dağ’ın bu sözleri, duruşma salonunda oturumu takip eden bir kişinin tahammül eşiğini aşmış olacak ki, salonun arka sıralarından “Vereceksin“ diye bir ses yükseldi. İzleyici, aniden kendisine dönen meraklı bakışlar eşliğinde sözlerine devam etti: “Ahmet’e sen diyemezsiniz. Ahmet babanızın oğlu değil. Saygı göstereceksiniz. Göstermek zorundasınız.“ Sözlerinin ardından izleyici, Dağ tarafından salondan çıkarıldı.

Salondaki diğer izleyicilerin muhtemel tepkisini erteleyen şey, Şık’ın savunmasına kaldığı yerden devam etmesi oldu:

“Hal bu iken, tamamen zalimliğe adanmış ve kötülüğünü şiddetle besleyen bir dikta rejiminde doğal olarak, özgürlüğünün sınırlarını genişleten de sadece kötülük oluyor. Gücü elinde tutmanın kibri ve pervasızlığıyla hayata geçirilen sıradan ve organize bir kötülük. Kötüler farkındalar ve biliyorlar kötü olduklarını. Bu karanlık iklimi yaratanlar kendileriyle ve kötülükleriyle yüzleşmenin ağır sonuçlarını geciktirmek için de kendilerinden olmayanları, suçlarını ifşa edenleri suçluyorlar. Bu tablonun ortaya çıkmasında AKP iktidarının en güçlü silahı kuşku yok ki medyası oldu. İktidar sözcülüğünü üstlenen bir medya inşa edilmişti.“

“Bunların hesabını soracağız; yargılanacaksınız“

Hazırladığı 29 sayfalık savunmasında ancak bu kadar ilerleyebilmişti Ahmet Şık… Hepi topu 7 dakika sürdü. Mahkeme başkanı ikinci kez böldü Şık’ın sözlerini. Dağ’a göre bu bir siyasi dava değildi ve Ahmet Şık AKP iktidarını ancak „bir milletvekili olarak“ eleştirebilirdi. Şık, mahkeme başkanı tarafından dışarıya çıkarıldı ve bir daha salona alınmadı.

Öncü sarsıntılarla yaklaştığını haber veren deprem o anda tüm enerjisini boşalttı. Salondaki kalabalık, sandalyelerin üzerine çıkıp heyeti protesto etmeye başladı. Yuhalayanların sesiyle “Sarayın yargısı“ diye bağıranlarınki birbiriyle yarıştı. Sonunda Şık dışarıya çıkarılırken salondakiler “Ahmet çıkacak yine yazacak“ sloganında sözbirliği etti. Jandarma tarafından dışarıya çıkarılan Şık ise noktayı şöyle koydu: “Umarım siz kendiniz gibi bir mahkemede yargılanmazsınız. Bunların hesabını soracağız. Hepsi yargılanacak!“

Ahmet Şık ile birlikte heyet de salonu terketti; duruşmaya ara verildi. Adliye koridorlarında buz gibi bir hava vardı. Gazeteciler, vekiller, sanık yakınları… Şık’ın cesareti sessizlikler içerisinde yüceltiliyordu.

„İzin verirseniz, arkadaşımın yanına gitmek istiyorum“

Oturum yeniden başladığındaysa avukatlar, Şık’ın yeniden salona getirilmesini talep ettiler. Aynı zamanda „mahkemenin tarafsızlığını yitirdiği“ gerekçesiyle reddi hakim talebinde bulundular. Mahkeme başkanı çok içerlemiş olacak ki, reddi hakim talebinin daha sonra değerlendirileceğini söyleyerek sitemde bulundu: “Anlaşılıyor ki Kayahan'ın şarkısı gibi… 'Bizimkisi kırık dökük bir aşk hikayesi.“

Daha sonra Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu söz aldı. Ve bu sözler yalnızca salondakilerin değil, sosyal medyada davayı takip edenlerin de göz pınarlarını doldurdu: “Bir savunma hazırlamıştım ama Ahmet Şık yapamadığı için ben de yapmayacağım. Biz dik bakıyoruz yüzünüze. Ahmet Şık Türkiye'nin en mert, en dürüst gazetecilerinden biridir. Eğer izin verirseniz aşağı arkadaşımın yanına gitmek istiyorum.“

Sabuncu’dan sonra sıra, gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay’daydı; o da feragat etti sözlerinden. Bir an önce adliyenin alt katındaki nezarethanede tek başına bekleyen Ahmet Şık’ın yanına gitmek istediğini söyledi. Bu talep de kabul edilmedi.

Kısa bir aranın ardından, mahkeme heyeti kararını yalnızca avukatlar huzurunda açıkladı. Bir sonraki duruşmayı 9 Mart 2018 gününe atan heyet, “Sanıkların tutukluluğunun devamına“ karar verirken, gazetecilerin aileleri bile salonda değildi.

Einmal zahlen
.

Fehler auf taz.de entdeckt?

Wir freuen uns über eine Mail an fehlerhinweis@taz.de!

Inhaltliches Feedback?

Gerne als Leser*innenkommentar unter dem Text auf taz.de oder über das Kontaktformular.

Das finden Sie gut? Bereits 5 Euro monatlich helfen, taz.de auch weiterhin frei zugänglich zu halten. Für alle.

Bitte registrieren Sie sich und halten Sie sich an unsere Netiquette.

Haben Sie Probleme beim Kommentieren oder Registrieren?

Dann mailen Sie uns bitte an kommune@taz.de